Ortaya yazılar

Türkiye, uluslararası siyaset ve dünyaya dair yorumlar…


TÜCCAR GİBİ KARŞILAMAK, ESNAF GİBİ UĞURLAMAK: TRUMP-ERDOĞAN ZİRVESİNİN ARDINDAN…

6 yıl aradan sonra merakla beklenen Trump-Erdoğan görüşmesi geçtiğimiz perşembe günü geride kaldı.

Beyaz Saray’da gerçekleşen görüşme sonrası, Amerika tarafı yoluna devam ederken, her zaman olduğu gibi Türkiye kamuoyunda tartışmalar hala devam ediyor.

Erdoğan cephesi, bu görüşmeyi Türkiye’nin küresel arenadaki gücünün ilanı olarak nitelerken, muhalefet ise aynı görüşmeyi Türk-Amerikan ilişkilerinde ödenen “en ağır bedel” olarak görmeyi tercih etti.  

Öte yandan geçmişi biraz anımsamakta fayda var…

*****

Bilindiği üzere, takvimler 2017’yi gösterirken, Cumhurbaşkanı Erdoğan yeni ABD başkanı seçilen Donald Trump’a ilk ziyaretini yaptı.

Ancak, samimi geçen buluşmanın ardından ilişkiler, kısa sürede yerini gerginliğe bıraktı.

Öncelikle 2018’de Rahip Brunson kriziyle başlayan gerginlik, Türkiye’nin S-400 füzeleri ısrarıyla derinleşti; bununla birlikte Barış Pınarı Harekâtı ve operasyonun hemen ardından Trump’ın Erdoğan’a yazdığı meşhur mektup ise krizi zirveye taşıdı.

O dönem Türkiye, attığı adımları “güvenlik politikaları” ve “bölgesel çıkarlar” ekseninde hararetle savunurken, ABD ise söz konusu adımları rasyonaliteden uzak buldu ve Türkiye’ye bir dizi ekonomik/siyasi yaptırım uygulamaya başladı.

Bunun ilk göstergesi, Erdoğan’ın ‘Sizde de bir papaz (Fetullah Gülen) var, bizde de… Sizinkini verin, bu iş çözülsün’ sözleriyle dile getirdiği pazarlık stratejisinin sonuçsuz kalmasıydı; nitekim ABD, Brunson’un tutukluluğundan dönemin Adalet Bakanı Abdülhamit Gül ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’yu sorumlu tutarak “Magnitsky yasaları” kapsamında yaptırım kararı aldı ve iki bakanın ABD’deki malvarlıklarını dondurdu.

Neticede Rahip Brunson ilk davada serbest bırakıldı ve ülkesine geri döndü.

******

Tarihler, Kasım 2019’u gösterirken, Erdoğan Beyaz Saray’a ikinci ziyaretini gerçekleştirdi.

Bu ziyaret öncesinde, Türkiye S-400 konusundaki tutumu nedeniyle F35 programından çıkarılmış ve ayrıca Trump diplomatik nezaketin tamamen dışına çıkarak, Erdoğan’a yönelik alaycı bir mektup kaleme almıştı.

Dünyada büyük ses getiren ve diplomasi tarihimize “İkinci Jonhson Mektubu” vakası olarak geçen bu olayda, Trump, açıkça Erdoğan’a hitaben “Aptal olma” diyor ve Türkiye’nin Suriye’deki operasyonlara derhal son vermesini istiyordu.    

Böylece, 1964’te İsmet İnönü’nün Kıbrıs’a müdahalesini durduran Johnson Mektubu gibi, Trump’ın mektubu da sonuç verdi ve Suriye’de hızla taraflar arasında ateşkes sağlandı.

Dolayısıyla bütün bu olaylar yaşanırken, 2017’deki ilk buluşmanın aksine, bu kez görüşmeye gergin bir atmosfer damgasını vurdu.

Oval Ofis’te bulunan dönemin senatörleri, basın açıklaması sırasında S400 füzeleri, Suriye’nin geleceği ve Kürtler gibi kritik başlıklara dair fikirlerini ve endişelerini paylaşarak, Erdoğan’ı NATO çerçevesinde bir müttefik olarak görmek istediklerini vurguladılar.  

Buna karşılık Erdoğan’ın yanıtı, Türkiye’nin güney sınırlarında gerçekleşen faaliyetleri başta terör ve terörist organizasyonlar kapsamında değerlendirmek gerektiği şeklinde oldu.

Basına kapalı görüşmede Türk tarafı, F-35 programı, Halkbank davası ve Suriye’de güvenli bölge talebinde beklediği sonuçları elde edemedi.

Üstelik, S400 krizinin çözülmemesi nedeniyle, ABD, o güne kadar Rusya, İran ve Kuzey Kore gibi hasım ülkelerin askeri/enerji kurumlarına yönelik uyguladığı CAATSA yaptırımlarını 14 Aralık 2020 itibariyle Türkiye’ye de uygulamaya başladı.

Sonrası malum…

Türkiye yaptırımların pençesiyle baş ederken, Trump o yıl yapılan başkanlık seçimlerini Joe Biden’a karşı kaybetti ve Biden’in Erdoğan yönetimine karşı negatif tutumu nedeniyle Türk-Amerikan ilişkilerinde soğuk bir döneme girildi.

Manzaranın tersine dönmesi, Donald Trump’un 2024 ABD başkanlık seçimlerini kazanarak Beyaz Saray’a yeniden dönüşüyle ancak mümkün oldu…

*****

Trump’ın zaferiyle birlikte, 6 yıl aradan sonra Erdoğan yeniden Beyaz Saray’da ağırlandı.

Sonuçları itibarıyla, Erdoğan iktidarının geleceğini de şekillendirecek bu ziyaret, Türkiye günlerce tartışılacak.

Peki, dünya bu ziyareti nasıl değerlendirdi?

Öncelikle uluslararası medya, Trump’un Türkiye’yi bölgesel güç olarak gördüğü konusunda hemfikir.  Bunun dışında yabancı basın, ziyaretin öne çıkan yönlerini kendi bakış açılarıyla ele alarak daha çok ekonomik ve askeri sonuçlarına odaklandı.

Brookingsin haberine göre Washington, karşılıklı ticaret hacmini 100 milyar dolara çıkarma konusunda istekli ama bu tek başına yeterli değil, başta İsrail meselesi ve Suriye olmak üzere ikili ilişkilerde sürdürülebilir bir mekanizmanın kurulması şart. Aksi takdirde, Brookings’in ifadesiyle “bu ziyaret bir dönüm noktası değil, kısa vadeli pazarlıklar ve uzun dönemli savrulmalarla dolu uzun bir destanın yeni bölümü olarak hatırlanacak

Almanya’nın önemli gazetelerinden Handelsblatt ise görüşmenin en dikkat çekici sonucunu, THY’nin 225 uçaklık Boeing siparişi olarak gördü. Gazetenin hesaplamalarına göre bu anlaşmanın maliyeti 22 milyar doları buluyor.

Yine Almanya’dan Die Tageszeitung (TAZ) ise haberi başka bir perspektiften vermeyi tercih etti. TAZ gazetesinin aktardığına göre, Türkiye’deki muhalefet, Erdoğan’ın Washington ziyaretini “tarihteki en pahalı devlet ziyareti” olarak nitelendirdi.

TAZ’ın bu haberine karşın, İngiltere merkezli Middle East Eye ise ziyaretten hemen önce Ankara’nın bazı gümrük vergilerini indirmesi ve Boeing ile Lockheed Martin’den yeni alımlar planladığını sızdırmasını “dikkat çekici bir jest” olarak yorumladı. Gazete, bu jestin karşılığında ABD Dışişleri’nin devreye girerek Irak-Türkiye boru hattının yeniden açılmasını sağladığını ve Kürt petrolünün yeniden Türkiye’ye akmaya başladığını vurguladı.

İsrail’in dünyaca etkili gazetesi The Jerusalem Postun yazarı Guy Elster, yazısında görüşmenin savunma boyutuna yer vermeyi tercih etti. Elster, ABD’li bir yetkilinin Türkiye’nin F16 talebine olumlu yaklaştıklarını ancak S400 meselesi çözülmeden F35 programına dönüşün mümkün olmayacağı yönündeki sözlerine yer verdi.

Fransız RFI’nin değerlendirmesi de aynı yöndeydi, zira Trump, yaptırımların kaldırılabileceğini ve Türkiye’nin yeniden F-35 programına dahil edilebileceğini vaat etti ama bunlar belirsiz sözlerin ötesine geçmedi.

Ünlü düşünce kuruluşu Atlantic Council’e göre ise, görüşmenin en dikkat çekici başlığı “enerji” oldu. ABD, Türkiye ile 43 milyar dolarlık LNG ithalatı ve küçük modüler reaktörler üzerinden sivil nükleer iş birliğini kapsayan son derece kazançlı bir anlaşma garantiledi.

Son olarak, Fransız Le Monde, görüşmeyi şu manşetle yayınladı: “Trump ‘hileli seçimler’ üzerinden Erdoğan’la yakınlaşıyor…”

*****

Dış dünya, Erdoğan-Trump zirvesini bu şekilde değerlendirirken birkaç hususa değinmek önemli.

En başta 6 yıl aradan sonra tekrar gerçekleşen görüşmenin çok daha samimi bir ortamda geçtiğini belirtmek gerek.

2017 ve 2019 görüşmelerine göre kıyasla, Erdoğan’ın bu kez daha rahat davrandığı ve az konuştuğu görülürken, Trump’ın Erdoğan için kullandığı “… Çok saygın biri, kendi ülkesinde, tüm Avrupa’da ve dünyada saygı görüyor” şeklindeki ifadeleri, Erdoğan cephesi tarafında iç muhalefete dönük en büyük yanıt olarak gösterildi.

Ayrıca, Trump’ın Erdoğan’ın sandalyesini çektiği/düzelttiği görüntüler, “Dünya Lideri Erdoğan” başlığıyla medyada yer buldu.

Bu davranış/ifadelerin Türk-Amerikan ilişkilerindeki önemi ve sürdürülebilirliği elbette tartışılır.

Neticede, Trump’ı eleştiren uzmanlar, onun dünya siyasetine bakışının bir “tüccardan” farklı olmadığı konusunda hemfikir.

Bir başka deyişle, iç ve dış siyasete “alacaklar-harcamalar” dengesiyle bakan Trump, alacaklı olmayı ve daha da önemlisi aldıklarını gösterişli bir biçimde etrafa sergilemeyi seviyor.

Erdoğan’ın karşısında Rusya’dan gaz alımını durdurmasını talep eden, hatta istese bunu yapacağından emin olduğunu tüm kameraların önünde rahatlıkla söyleyen Trump, Türkiye’nin Rusya’yla olan ekonomik ilişkilerinden rahatsızlığını açıkça ifade etti.

Bunun, Türkiye’ye gelecekteki muhtemel yansımalarını konuşmak için henüz erken.

Fakat ziyaret sonrası en çok tartışılan konu, kuşkusuz ABD Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack’ın meşruiyet ile ilgili ifadeleriydi. Trump’ın “…çözüm olarak Erdoğan’a meşruiyet vermeliyim” ifadesi büyük yankı uyandırınca, Barrack sözlerine açıklama getirerek kastettiği şeyin “saygınlık” olduğunu belirtti.

Ben de şahsen meselenin böyle olduğunu düşünüyorum.

Yakın tarihi bilenler, askeri darbe dönemleri dahil tüm sivil yönetimlerin NATO’ya ve Batı’nın evrensel değerlerine bağlı kalmaya, Amerika’yla iyi ilişkiler kurmaya daima özen gösterdiğinin farkındadır.

Yani, bugünkü muhalefetin yarın iktidar olduğu olası bir senaryoda, Amerikan yönetimi tarafından tanınmanın ve önemsenmenin ne anlama geldiğini sanırım tüm muhalifler iyi biliyor olmalı.

Yoksa bu meseleyle ilgili uzunca tartışılacak bir durum bence kesinlikle yok.

Ancak bir şey kesin: Trump Erdoğan’ı adeta “tüccar” gibi karşıladı, tam bir “esnaf” gibi uğurladı.

Ne diyelim, hayırlı işler…



Yorum bırakın