Ortaya yazılar

Türkiye, uluslararası siyaset ve dünyaya dair yorumlar…


Neo-Feodalizmin İzmir’deki Sureti: Folkart ve Yeni Kent Düzeni

Belki de daha endişe verici olan, günümüz oligarşisinin çalışanlarından ne beklediğidir. 20. yüzyılın sonlarında tipik büyük şirket yöneticilerinin aksine, çalışanlarının ev alıp çocuk yetiştirmeyi hayal etmelerini beklemiyorlar. Bunun yerine, modern bir manastır hayatını benimseyen, işkolik çalışanları tercih ediyorlar – Andrew S. Ross

İzmir…

Levant’ın yıldızı…. Akdeniz’in özgür liman kenti….

Fakat bu tarihsel ve kültürel imge, son yıllarda yaşanan derin dönüşümle sarsılıyor. Bu yazıda, İzmir’in yaşadığı dramatik dönüşümü “neo-feodalizm” kavramıyla tartışırken, İzmir’i çok iyi anlatan bir örnek olarak Folkart şirketinin faaliyetlerine odaklanacağım.

Ama önce kısa bir feodalizm açıklamasına ihtiyaç var.


Feodalizm ve Bugünün İzmir’i

Belçikalı tarihçi Henri Pirenne’e göre feodalizm, Roma İmparatorluğu’nu yıkan barbar istilalarından ve bunun sonucunda Müslüman fetihleriyle Akdeniz ticaretinin çökmesinden sonra ortaya çıkan koşullarda şekillenmişti. Siyasi otoritenin zayıflamasıyla ortaya çıkan güvenlik ihtiyacı, kaleler ve surlarla korunan, merkezinde feodal beyler ve güçlü ruhani liderlerin (piskoposlar) yer aldığı/ikamet ettiği, ekonomik olarak tarıma dayanan, merkeziyetçilikten uzak ve kırsal alanda yaşayan köylülerle tamamen hiyerarşik/sömürü ilişkileri üzerine kurulu yeni bir siyasi yapı meydana getirerek, Avrupa’da yüzyıllarca devam edecek feodal düzenin temellerini atmıştır.

Ancak Pirenne’in ortaya koyduğu bakış açısıyla değerlendirildiğinde, kale kentler etrafında oluşan ilk feodal yerleşimler, zamanla ekonomik ve sosyal hareketliliği artıran pazarların doğuşuna zemin hazırladı. Başlangıçta güvenlik kaygısıyla şekillenen kaleler etrafında ekonomik hayat canlandı; ancak bu ekonomik faaliyetler, toplumun tüm kesimlerine eşit şekilde yayılmadı. Zamanla uzun mesafeli ticaretin gelişmesiyle birlikte şehir merkezleri genişlerken, yeni oluşan surların içi ekonomik ayrıcalıklara sahip soyluların, ruhban sınıfının ve hızla sur içine yerleşen zengin tüccarların yaşam alanına dönüştü.

Öte yandan, köylüler ekonomik hareketliliğin son derece sınırlı olduğu kırsal alanlarda, malikâne ekonomisi çerçevesinde soylular için üretim yaparak yaşamlarını sürdürmekteydiler. Ancak zamanla, ekonomik faaliyetlerin yoğunlaştığı kentlerde pazar ekonomisinin gelişmesi ve para dolaşımının artmasıyla birlikte, soyluların köylülere yönelik tutumu değişmeye başladı. Soylular, malikâne ekonomisinin artan ihtiyaçlarını karşılamak için köylüleri yalnızca toprağa bağlamak yerine, onların pazara yönelik üretim yapmalarına izin vererek köylülere ekonomik hareketlilik ve özgürlük alanı tanıdılar. Ama ağır vergiler altında ezilen kırsal ile kent soyluları arasındaki sınıfsal ayrışma yüzyıllar boyunca feodal mirasın önemli bir özelliği olarak kalmaya ve kapitalist sistem içinde yaşamaya devam etti.

İzmir gibi tarihi derinliği olan liman kentlerinde bile zamanla görülen mekânsal ayrışma, bu feodal mirasın bir devamı niteliğindeydi. Bu mekânsal ayrışma, 19.yüzyıla kadar neredeyse yok denecek kadar az olmakla birlikte, 19.yüzyıldan itibaren yaşanan ticarileşme ve kısmi finansallaşmanın etkisiyle, kent merkezi büyük ölçüde Levanten ailelerin, diplomatların ve güçlü tüccarların yaşadığı bir yere dönüşmüştü.

Bu manzarada, “imparatorluğun ötekileri” zamanla kentin periferisine itilmiş, böylece (günümüz Aydın iline kadar uzanan) periferide irili ufaklı çiftliklerde toprak ağaları için çalışan kitleler ile kent soyluları arasında keskin bir sınıfsal ayrım oluşmuştu.

Bugün ise İzmir’de ortaya çıkan kentsel düzen, aslında tarihsel feodalizmin yeni bir izdüşümü olarak karşımıza çıkıyor. Bir başka deyişle, neo-feodalizmin sureti, feodal toprak sahiplerinin yerine inşaat şirketlerini, dijital verileri yöneten teknoloji devlerini ve mekânsal kontrolü sağlayan büyük sermaye gruplarını koyuyor.

Aradaki temel tarihsel fark ise, İzmir özelinde Folkart gibi büyük inşaat şirketleri toprağın rantına dayalı bir kent ekonomisinin komuta merkezinde yer alarak son derece kritik bir rol oynuyorlar.


Neofeodal Bir Soylu: FOLKART

Baştan peşinen belirteyim, bu yazıda niyetim şirketin itibarını zedelemek, kötülemek ya da şirket sahiplerinin nezdinde bir niyet okuması yapmak değil. Kaldı ki bunun bana kişisel bir yararı yok.  Hatta günümüz büyük şirketlerinin feodal soylularla olan tarihsel benzerliklerini açıklayarak yazıya başlamak da belki iyi olabilirdi ama şimdilik bu yazının konusu değil. 

Aslında yazının konusu itibariyle örnek verebileceğim başka şirketler de bulunmakla birlikte, kent kimliğinin dönüşümü açısından kent tarihinde ilk ve en çarpıcı örnek olduğunu düşünerek Folkart örneğini ele aldım…

Konumuza dönelim.

İzmir’de son on yılda yaşanan kentsel dönüşümü anlamak isteyen birisi için Folkart şirketinin projelerine bakmak yeterli olacaktır. Bilindiği üzere Folkart, İzmir’in merkezî bölgelerini kökten değiştiren gökdelenlerle, lüks konut kompleksleriyle ve ticari alanlarıyla şehir siluetini dönüştüren başlıca aktörlerden biri oldu.

Öte yandan, Folkart’ın geliştirdiği projeler, açık bir şekilde tipik neo-feodal özellikleri taşıyor. Örneğin Folkart Towers, şehrin yeni simgesi haline gelirken aslında İzmir’in kent yaşamında sosyal eşitsizliğin de sembolü oluyor.

Bu yüksek kuleler, lüks daireler ve ticari ofislerle İzmir’in yüksek gelirli kesimine hitap eden yaşam alanları yaratıyor. Ancak, bu mekânlar toplumun geniş kesimlerinin kullanımına kapalı kalıyor. Bu kapalı yaşam alanları, tıpkı tarihsel feodal kaleler gibi dışarıdaki dünyayla arasına görünmez duvarlar örüyor.

İzmir’in geleneksel olarak sıcak, kapsayıcı ve kozmopolit mahalle kültürü, bu yeni mekânsal düzenlemelerle giderek zayıflıyor. Folkart Vega, Folkart Time, ve Folkart Incity gibi projelerle birlikte, kentin kamusal mekânları giderek daralırken, İzmir’in merkezinde yaşayan orta ve alt gelirli kesimler, şehir dışına doğru itilmiş durumda.

Bu yeni mekânsal düzen, kentin farklı kesimleri arasında sosyal ilişkileri zayıflatıyor ve İzmir’i ekonomik olarak kutuplaşmış bir neo-feodal mekâna dönüştürüyor.


Kiralık Konut Krizi: İzmir’in Sessiz Ağıtı

Neo-feodalizmin İzmir’deki yansımasını netleştiren diğer önemli bir gösterge ise kiralık konut piyasasındaki derin kriz. Özellikle 2019 yılından günümüze İzmir’deki düşük ve orta gelir gruplarının barınma imkanlarının dramatik bir biçimde gerilediğini söylemek mükün.

İzmir Demokrasi Üniversitesi’nden Umut Erdem’in bu konudaki araştırması son derece çarpıcı bulgular içeriyor[1]. İzmir’in metrepol bölgesindeki 13 ilçe ve 490 mahalleyi kapsayan söz konusu araştırmaya göre, bugün İzmir’de düşük gelir grubuna ait bir hane, gelirinin %30’unu kira olarak ayırdığında dahi şehrin hiçbir bölgesinde uygun konuta artık erişemiyor. Orta gelir grubunun konuta erişebildiği mahalle sayısı ise dramatik biçimde azalıyor.

(İzmir Ortalama Kiralık Konut Fiyatları ve Asgari Ücret Artışı)

İşte bu noktada Folkart gibi büyük şirketlerin ürettiği lüks konutlar, aslında krizi daha da derinleştiriyor. Kentin merkez bölgelerindeki konut fiyatları, büyük projelerin de etkisiyle aşırı yükseldiğinden, sıradan vatandaşlar için erişim giderek imkânsız hale geliyor. Bu durum ise kentte mekânsal ayrışmayı ve sosyal kutuplaşmayı artırıyor, yoksulluğu derinleştiriyor.

Ortaya çıkan kent yoksulluğu ise, sistemde geçimini sağlamak için hayat mücadelesi veren yeni serfler yaratıyor. Kötü ama daha anlaşılır bir tabirle, modern serfler


Yeni İzmir Kimliği: Neo-Feodal(İZM)

İzmir, Batı Avrupa tipi bir feodalizm yaşamamış olsa da kapitalist dünya ekonomisine eklemlenme süreci de dahil olmak üzere, farklı kültürlerin buluştuğu, ekonomik ve sosyal açıdan kapsayıcı bir kent kimliğine sahipti. Ancak neo-feodal dönüşüm, günümüzde İzmir’in tarihsel kimliğini tehdit eden en önemli mesele olarak karşımıza çıkıyor. Folkart gibi büyük inşaat şirketlerinin İzmir’in sosyo-ekonomik yaşamını şekillendirmesi, kentin kimliğinde ciddi bir kırılma yaratıyor. Bu durum, İzmir’in yerel özelliklerinin, kozmopolit yapısının ve dayanışma kültürünün zayıflamasına neden oluyor.

İzmir’deki bu mekânsal ayrışmanın derinleşmesi, şehrin geleceğini belirleyecek kritik bir konu haline geldi. Folkart gibi büyük sermaye gruplarının kenti dönüştüren faaliyetleri, bir yandan İzmir’e modern görünüm kazandırırken diğer yandan da kentin sosyal yapısını feodal özelliklerle yeniden inşa ediyor.

Sonuç olarak İzmir, neofeodalizmin küresel ölçekteki etkilerinden bağımsız değil. Kentin tarihsel süreçte taşıdığı eşitlikçi değerler bugün sınanıyor. Folkart ve benzeri şirketlerin projeleriyle hızla değişen İzmir, bugün tarihsel olarak alışık olduğumuzdan çok farklı bir mekânsal ve sosyal düzenle karşı karşıya.

Bugün İzmir’in karşı karşıya olduğu soru net: Yeni bir feodal yapı içinde mi yaşayacağız, yoksa tarihsel kent kimliğimizle yeniden barışmanın yollarını mı arayacağız?

Bu sorunun cevabını vermek, karar vericiler ve kenti yönetenler açısından İzmir’in geleceğini belirleyecek belki de en kritik adım olacak.


[1] Erdem, Umut. (2025). RENTAL HOUSING ACCESSIBILITY IN IZMIR, TURKEY: AN ANALYTICAL ANALYSIS BETWEEN 2019 AND 2023. Theoretical and Empirical Researches in Urban Management. 20. 68-87.



Yorum bırakın