Ortaya yazılar

Türkiye, uluslararası siyaset ve dünyaya dair yorumlar…


THE FIGHT HOUSE: BÜYÜK KAVGANIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

“…Büyük bir güç için politikanın yegâne sağlıklı temeli … romantizm değil, egoizmdir … Minnet ve güven meydanda tek bir insanı bile yanımıza getirmez; bunu yalnızca korku yapar; şayet onu ihtiyatla ve maharetle kullanırsak … Politika, bir mümkün kılma sanatı ve görelilik bilimidir.

 – Otto von Bismarck

Geçtiğimiz gün Beyaz Saray’da yaşanan Trump-Zelenski kavgası, dünya diplomasi tarihinde önemli bir dönüm noktası oldu.

Kameraların önünde cereyan eden ve uluslararası kamuoyunun dehşetle izlediği bu kavga, bugüne kadar bilinen diplomatik teamülleri yerle bir ettiği gibi, gelecekte ciddi sonuçlar yaratacağı aşikâr.

Hal böyle olunca, dünyanın dört bir yanında TV kanalları ve başta X olmak üzere, tüm sosyal platformlarında ciddi tartışmalar yapıldı. Fakat ne yazık ki, tartışmalar büyük ölçüde olayın ilk sıcaklığıyla kamuoyuna servis edilen 2-3 dk’lık bir kesit üzerinden gerçekleşti.

İlerleyen saatlerde yaklaşık 50 dk süren tüm görüşme kaydı yayınlandı ve böylece meseleyi tüm boyutlarıyla ele alma imkânı doğdu.

Baştan üzülerek söylemeliyim ki, dünyayı önümüzdeki yıllarda daha önce görülmemiş türde bir anarşi ve kaos ortamı bekliyor. Elbet felaket tellallığı yapmak niyetinde değilim ancak uluslararası siyasetin artık bilgelik, sağduyu ve ciddiyet gibi önemli erdemlerden yoksun popülist liderlerin elinde şekillendiğine tanıklık ediyoruz. Hatta buna ne ölçüde şekillenmek denir, ondan bile emin değilim.

Bunu detaylandıracağım ama konumuza geri dönelim. Tartışmayı izleyen dikkatli gözler, Trump ve Zelenski’nin görüşme boyunca taşıdığı farklı motivasyonları hemen fark edecektir.

Dolayısıyla Trump ile başlayalım. Hiç şüphesiz, önceki devlet başkanlarından farklı olarak geçmişle hesaplaşma yolunu tercih eden Trump, bundan sonra ortalama bir Amerikan vatandaşının anlayacağı basitlikte bir dış politika izleyeceği görüntüsü veriyor. Zaten seçim kampanyasında “Yeniden Büyük Amerika” olarak kullandığı sloganını, son derece basit cümleler ve söylemlerle destekleyerek diplomasi zeminine taşımaya başladı. Bu zeminde, büyük diplomatlara, arka kapı görüşmelerine ve müzakerelere yer yok. Neticede Trump diplomasiyi bir tür “alışveriş” olarak görüyor ve belli ki bu tarzı dünyanın geri kalanına kabul ettirmek için büyük çaba sarf edecek. Bunun ardındaki neden ise gayet açık: Trump tarihsel olarak Amerika’nın dolandırıldığına inanıyor. En önemlisi, onun gözünde bu dolandırıcılık hikayesinin ana aktörleri ise küresel siyasi elitler, büyük şirketler ve göçmenler.

Trump, bu tabloya sebep olan başta Çin ve komşusu Meksika olmak üzere, Avrupa Birliği’ne özel bir öfke duyuyor. Söz konusu iki ülkenin yanı sıra, Avrupa’nın güvenliğini sağlayan NATO bütçesi üzerinden AB ile ayrıca hesaplaşmak istiyor. Fakat bunun siyasi bir hesaplaşma olacağını düşünmek yanlış olur. Trump, ABD’nin bugüne kadar NATO için yaptığı harcamaları ve fedakarlığı göstererek, günün sonunda Avrupa’da tamamen Amerika’nın yararına bir ticaret ortamı yaratmak istiyor. Ona göre böyle bir ticaret ortamı ancak Amerikan çıkarlarına uygun bir barış ortamıyla sağlanabilir. Velhasıl Ukrayna’nın geleceğini de bu açıdan okumak gerek.


Zelenski’nin Motivasyonu ve Trump Popülizmi


Ukrayna Savaşı’nın çıkacağını yıllar öncesinden bilen uluslararası ilişkiler teorisyeni John Mearsheimer, dün katıldığı bir programda şunları söyledi:

… [Trump işte böyle söylediği gibi davranan bir adam] Ülkesi uçurumun eşiğindeki Zelenski ne bekliyordu ki? Trump bir an önce bu savaşın bitmesini istiyor ve bu durum Ukrayna’nın çıkarına. Öte yandan, Trump Zelenski’ye bir güvenlik garantisi veremez çünkü o basitçe NATO’nun bir örgüt olarak artık müzelik olduğunu ve işe yaramadığını düşünüyor.

Şimdi filmi geri saralım ve görüşmeyi baştan ele alalım.

Trump konuşmasının başından itibaren defalarca (çıkarlara uygun) barış istediğini belirtti ve her cümlesinin sonunda bilinen mineral anlaşmasını kastederek “biraz sonra iyi bir anlaşma yapacağız” ifadesini kullandı. Nitekim Zelenski bunun farkında olarak, Kırım’ın 2014 yılında işgalinden bu yana Putin’i tam 25 defa kendi imzaladığı anlaşmaları ihlal etmekle suçladı. Bunun yanı sıra, Putin’e diktatör demekten geri kalmayarak, savaş boyunca Ruslar tarafından kötü muameleye/şiddete uğrayan Ukraynalı askerlerin fotoğraflarını tek tek gösterdi.

Ardından salonda soğuk rüzgârlar estiren şu cümleleri kullandı:

…Bu nedenle güvenlik garantisi içermeyen herhangi bir ateşkesi kabul etmeyeceğiz. Anlaşmalar yeterli değil.”

Zelenski’nin doğrudan NATO üyeliğini kasteden bu sözleri Trump tarafından karşılık bulmadığı gibi, Trump’ı fazlasıyla sinirlendirdi. Ancak Trump öfkesini doğrudan Zelenski’ye yöneltmeden, bir önceki Biden yönetimini Ukrayna’ya yapmış olduğu 350 milyar dolarlık karşılıksız yardım için aptallıkla ve sorumsuzca davranmakla eleştirdi.

Bu gergin ortamda, ABD Başkan yardımcısı JD Vance’in tartışmayı toparlamak için Rusya’yla diplomatik müzakerelerin devam edeceğini ima eden sözleri ise ters tepti ve Zelenski’nin “hangi diplomasiden bahsediyorsun JD?” çıkışı tartışmanın fitilini ateşledi.

Sonrası malum…

Tüm basının önünde, Trump ve JD tarafından bir anda Amerikan yardımlarına yeterince minnettar olmamak ve Oval Ofis’te saygısız bir tutum sergilemekle suçlanan Zelenski, ikilinin sert tutumu karşısında uygun bir üslupla cevap vermeye çalışırken, Trump tartışmayı bambaşka bir boyuta taşıdı ve Zelenski’yi Üçüncü Dünya Savaşı üzerine kumar oynamakla tehdit etti.

Neticede, Oval Ofis’te geçen gergin dakikalar Zelenski için hızla işkenceye dönüşürken, Trump dış politikanın popülizmle birlikte yürüyeceğinin şifrelerini o an şu cümlelerle ifade etmiş oldu:

… Amerikan halkının neler olup bittiğini görmesi bakımından bu önemli, o yüzden tartışmayı bu kadar uzattım.


Putin ve Trump Gözüyle Uluslararası Düzen


Aslında görüşmenin en can alıcı kısmı Zelenski’nin şu cümleleriydi

“… [bu krizde] mesele ben değilim, Putin Ukraynalılardan nefret ediyor ve bizim bir ulus olmadığımızı düşünüyor. Putin’in temel amacı Sovyetler Birliği topraklarını geri kazanmak”

Sahiden, Putin savaşın hemen öncesinde yaptığı “ulusa sesleniş” konuşmasında Ukrayna’nın Lenin ve yoldaşları tarafından yaratılan suni bir devlet olduğunu öne sürmüş ve ülkenin varlığını inkâr etmişti.

Bu çerçevede, Trump için de Ukrayna halkının tarihsel varlığı veya onuru kayda değer bir şey ifade etmiyor. Çünkü hem Putin hem de Trump’ın zihin dünyasında, diplomasi, uluslararası hukuk ve düzen gibi kavramlar, ancak çıkarlarına hizmet ettiği sürece anlam kazanıyor.

Zaten Trump’ın “kart metaforu”, söz konusu zihin dünyasını açıkça ele veriyor. Dünyayı irili ufaklı kumarların oynandığı bir oyun alanı olarak gören Trump, kendisiyle beraber Putin ve Xinping’i büyük ve tehlikeli oyuncular arasında sayıyor. Tüm mesele bu.

Bu zihin dünyasının yarattığı uluslararası düzende küçük oyuncuların kartları her an elinden alınabilir. Yoksa ülkesi güçlü bir devlet tarafından işgal edilmiş ve savaşın üzerinden 3 yıl geçmesine rağmen hala diz çöktürülememiş bir ülke sebepsiz yere neden elindeki tüm kartları kaybetsin ki?

Trump’ın Zelenski’ye “şu an elinde kart kalmadı” dediği şey aslında onun pazarlık gücünü sıfırlamaya ve teslimiyeti kaçınılmaz bir sonuç gibi göstermeye yönelik bir hamle.

Bir başka deyişle “Sebebini sorma, canından olmak istemiyorsan oyunu derhal kendin terk et…”  demenin başka türlü bir ifadesi…

Zelenski’nin bu şartlar altında somut bir kazanım elde edememesi elbet şaşırtıcı değil. Şayet kendisi, Ukrayna’nın dünyanın %5’ine sahip olduğu, yani ABD’nin kendi savunma, teknoloji ve enerji sektörleri için son derece önemli olan nadir toprak elementleri ile stratejik madenleri koşulsuz bir biçimde Amerikan çıkarlarına sunmuş olsaydı şimdi bunları konuşmuyor olacaktık.

Fakat, bu madenlerin Tesla, SpaceX ve GROK için gelecekte ne kadar önemli olduğunu siz düşünün…


Avrupa Birliği ve Ukrayna’nın Geleceği


Günün sonunda, Zelenski’nin bu ziyaretten beklediği sonucu elde edemediği kesin ama gösterdiği duruş sayesinde, Avrupa’ya büyük cesaret verdiği ve dünya kamuoyunu arkasına aldığı yadsınmaz bir gerçek.

Beyaz Saray tarihinde Amerikan başkanı ve ekibine karşı böyle bir polemik hiç yaşanmadı, hatta hayal bile edilemezdi… Fakat oldu ve o anın şokuyla ABD dış işleri bakanlığı yetkilileri Zelenski’den derhal Beyaz Saray’ı terk etmesini istedi.

Bu gelişmenin üzerine, o andan itibaren, tüm Avrupalı siyasetçiler sırasıyla Zelenski’ye sosyal medya hesaplarından destek açıklamasında bulunarak, Avrupa Birliği’nin bugüne kadar Ukrayna’ya vermiş olduğu desteği daha ileri bir boyuta taşıma yolunda kararlı bir adım atmış oldular.

Ezcümle, önümüzdeki haftalarda, başta Avrupa Ordusu ve Ukrayna’nın dahil edildiği yeni Avrupa siyasi düzeni tartışmaları daha sık gündeme gelebilir. Trajik bir şekilde, Avrupa tüm boyutlarıyla kendi güvenliğini konuşmaya hazırlanırken, Trump’ın kavgalarıyla ayrıca baş etmek zorunda kalabilir.

Nitekim, İngiliz The Sun gazetesi ertesi gün “The Fight House” (Kavga Evi) manşetiyle çıkarken, bu kelime oyunu Beyaz Saray’ın (The White House) gelecekteki dış politikalarına dair çarpıcı bir özet niteliğinde hafızalara kazındı.

Gelişmeleri izleyip göreceğiz…



Yorum bırakın