Ortaya yazılar

Türkiye, uluslararası siyaset ve dünyaya dair yorumlar…


TEKNOFEODAL ÇAĞ: KAPİTALİZMİN YENİ BİR EVRESİ Mİ?

Takvimler 2015 yılını gösterirken, Yunanistan siyasetinde rüzgâr soldan esmeye başlar ve Alexis Tsipras liderliğindeki SYRIZA partisi oyların %35’ten fazlasını alarak iktidara yükselir.

Syriza’nın açılımı “Radikal Sol Koalisyon”dur…

Tsipras, Yunan ekonomisinin zorlu döneminde siyasi rüzgârı arkasına almış ve borç krizinin ortasında başbakan olmuştur…

Şimdi sıra en büyük sınavdadır, zira esas mesele Yunan ekonomisini düzlüğe çıkarmak ve ülkenin ekonomik çıkarlarını başta Avrupa olmak üzere uluslararası çevrelerde savunmaktır…

Bunun için Yanis Varufakis uygun görülür ve Tsipras tarafından Maliye Bakanlığı görevine getirilir…

Yeni maliye bakanı alışagelmiş devlet adamı tarzının dışındadır; öncelikle gençtir ve alanına hakimdir, ayrıca aykırı ve spor giyim tarzıyla hemen Avrupa’nın dikkatini çeker…

Öte yandan alacaklılar kapıda beklemektedir, Troyka denilen üçlü yapı (Avrupa Komisyonu, Avrupa Merkez Bankası, Uluslararası Para Fonu- IMF) yaklaşık 300 milyar euroluk borca karşılık bir an önce kemer sıkma politikalarının başlatılmasını ve Yunan halkının diyet ödemesini ister…

İş o noktaya varır ki, Avrupa medyası söz konusu borcun Yunan halkının tembelliği, rahatlığı ve verimsizliğinden kaynaklandığını aylarca tartışır…

Bu noktada, Varufakis Troyka ile anlaşamaz, müzakerelerde sert ve taviz vermeyen tutumu nedeniyle “istenmeyen adam” ilan edilir ve başbakan Tsipras ile görüş ayrılığına düşer…

Sonrası malum: Varufakis, 4 aylık serüveninin ardından bakanlıktan istifa eder.

Varufakis ve Küresel Ekonomik Düzen

Varufakis’i Avrupa’nın aykırı sesi olarak biliyoruz…

Maliye bakanlığından önce yazdığı “Küresel Minator” adlı kitabı onun küresel ekonomik düzene bakışını anlamak açısından son derece kıymetli.

Kitapta temel olarak küreselleşme, Amerikan hegemonyasının yükselişi ve düşüşü gibi başlıkları ele alan Varufakis, Yunanistan’ın 2008 krizi sonrasında deneme tahtasına dönüştüğünü ve finansal spekülasyonlar aracılığıyla Yunan ekonomisinin bilinçli bir şekilde iflasa sürüklendiğini iddia ediyor.

Yunan mitolojisinden uyarlanan Küresel Minator, bu bağlamda kapitalist canavarı, kapitalizmin sınırsız kar iştahını ve küresel sömürü düzenini temsil ediyor.

Varufakis’e göre, 1971 yılında Bretton Woods anlaşmasını yürürlükten kaldırarak, altın standardından çıkan Nixon yönetimi, o tarihten itibaren dünyanın en borçlu ülkesi haline gelirken; uluslararası ödeme sistemleri üzerindeki mutlak hâkimiyeti nedeniyle ABD borcunu dünyanın geri kalanına ihraç etmeye başlıyor… Bir başka deyişle, dünyada dolara olan talep ve New York borsasında alınan her bir tahvil aslında Amerikan borcunu finanse ediyor…

Teknofeodalizm Çağı

Varufakis, Teknofeodalizm: Kapitalizmi Ne Öldürdü?” adlı son kitabında kapitalist sistemdeki tarihsel kırılmaya işaret ediyor…

19.yüzyılda emeği, toprağı ve parayı metalaştıran piyasa toplumuna geçişi Büyük Dönüşüm olarak nitelendiren Karl Polanyi’ye öykünerek, içinde bulunduğumuz çağı dijital piyasa toplumu olarak tarif eden Varufakis, mevcut sistemi “Teknofeodalizm” olarak özetliyor.

Peki, nedir bu Teknofeodalizm? Bildiğimiz feodalizmden farkı ne?

Avustralya Enstitüsü adlı düşünce kuruluşunun geçtiğimiz gün bu konuyla alakalı etkinliğine katılan Varufakis orada şunları söylüyor:

 “…sermaye aslında bir üretim tarzıdır/biçimidir… Örneğin traktör alarak sadece onu üretmek için harcanan emeği satın almazsınız… Aynı zamanda, bir üretim aracı olarak onu üretim sürecinde yeniden kullanır ve artı ürüne dönüştürürsünüz… Böylece sermaye birikimi sağlarsınız… Sanayi devrimini mümkün kılan buharlı motor ve diğer teknolojiler için de aynısı geçerli…

Fakat diyor Varufakis… “…Mesela elimizdeki telefon, aslında bir fiziksel sermaye… Ancak [bu sermaye] bir şey üretmek için değil, davranışlarımıza yön vermek ve bizi eğitmek için…”

Devamında Amazon örneğini vererek çarpıcı bir tespitte bulunuyor. “…amazon.com bir piyasa değil… Biliyoruz ki, piyasa geleneksel anlamda insanı sosyalleştirir… Örneğin bir balık haline gidersiniz, her şeyi orada canlı canlı görürsünüz, konuşursunuz, pazarlık edersiniz… Burada (Amazon) öyle bir şey yok!

Eski/yeni kapitalizm ayrımını ise şu şekilde tanımlıyor: “…eski kapitalistler monopol oluşturarak ürünlerini zorla satmaya çalışıyordu, halbuki bu durum Jeff Bezos’un umrunda değil! Çünkü kendisi basitçe dijital sistemi elinde tutuyor. Bu haliyle kendisi bir teknofeodal lord ve dünya gelirlerinin %40’ı teknofeodal lordlara gidiyor…”

Özetle, bu anlatıdan yola çıkarak klasik feodalizmdeki feodal bey ve serf ilişkisinin günümüzde de devam ettiğini anlıyoruz. Fakat yeni sistemde sömürü, herhangi bir arazi üzerinde değil TikTok, Facebook, Twitter, Amazon vb. dijital platformlar üzerinde gerçekleşiyor. Hareketlerimiz, davranışlarımız, ilgi ve merakımız, hassasiyetimiz bu ortamlarda takip ediliyor, kayıt altına alınıyor ve böylece bize ait olan tüm bilgiler Jeff Bezos, Mark Zuckenberg ve Elon Musk gibi teknofeodal lordlara satılmak üzere ticarileşiyor

Bulut ortamlarda gerçekleşen tüm bu hikâye ile dünya aslında bir bulut kapitalizm (cloud capitalism) dönemine geçiş yaparken, bu platformlara üye olarak arama motorlarına giren, tıklayan, upload yapan herkes bir bakıma bulut serfe (cloud serf) dönüşüyor.

Varufakis, bu noktada teknolojik ilerlemeye karşı olmadığını altını çiziyor…

Ona göre temel sorun, dijital teknolojilerden ziyade ona kimin sahip olduğu meselesi ve en önemlisi kural tanımıza/sorumsuz bu sahiplik ya da yeni feodal düzen, kapitalizmden farklı olarak demokrasiyi zehirleyebilir.

Bakıldığında son derece çarpıcı tespitler…

Ezcümle, Varufakis içinde bulunduğumuz dönemi tarihsel/siyasal anlamda bir gerileme olarak görüyor, ancak bu gelişmeleri bizzat kapitalizmin ileri bir aşaması olarak gören çevreler de hiç az değil…

Bilindiği üzere, feodalizm, tüccar sınıfının yükselişi ve kapitalizme geçişle sonlandı.

Teknofeodalizmi yıkan bir sınıf olup olmayacağını ise zamanla göreceğiz…



Yorum bırakın