Ortaya yazılar

Türkiye, uluslararası siyaset ve dünyaya dair yorumlar…


Dünya Bankası’ndan Türkiye’ye 18 Milyar Dolarlık Kredi ve İzmir Detayı  

Dünya Bankası (DB) yönetim kurulu dün yayınladığı basın bülteni ile “Ülke İşbirliği Çerçevesi(Country Partnership Framework- CPF) kapsamında Türkiye’yle 18 milyar dolar tutarında kredi anlaşmasına vardığını duyurdu.

T.C. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı tarafından hazırlanan On İkinci Kalkınma Planı (2024-2028) doğrultusunda Türkiye ekonomisinin desteklenmesini amaçlayan CPF, yüksek verimlilik artışı ve istihdam, kapsayıcı kamu hizmetleri ve doğal afetlere karşı dirençlilik gibi çeşitli başlıkları içeren kamu projelerine finansman sağlayacak. Bu başlıkları aynı zamanda “üst-düzey çıktılar” (High-Level Outcome- HLO) olarak tanımlayan CPF, bu başlıklar altında 9 ayrı hedef tanımlamış durumda.

Türkiye’deki ilgili kamu kurumlarının, söz konusu finansmandan yararlanabilmek için ilgili başlıklarda hazırladığı yatırım projeleri/yatırım programını hazine aracılığıyla Dünya Bankası’na sunması gerekiyor. CPF, sağladığı finansman aracılığıyla ayrıca özel sektörün yüksek katma değer ve teknoloji içeren faaliyetlerini desteklemeyi hedefliyor. 

Öte yandan, CPF kapsamında hazırlanan detaylı rapora burada parantez açmak gerekiyor.

Zira rapor, ilk sayfalarında Türkiye’nin genel görünümünü aktaran bir giriş bölümünü içerirken, ikinci bölümde ülke ekonomisine dair önemli tespitlere yer veriyor.

Ülke sunumu başlığıyla ele alınan raporun 7 -13. maddeleri, Mayıs 2023 Cumhurbaşkanlığı Seçimleri, ülkenin stratejik konumu, özel sektörün gelişimi ve yüksek katma değerli üretimin önündeki engeller, COVID-19 ve iklim değişikliği gibi sosyal, ekonomik ve siyasi konulara değinirken, esas can alıcı konular 14. maddeden sonra başlıyor.

15. madde, Türkiye’deki enflasyonun Şubat 2024 itibariyle %67 olduğunu ve merkez bankası rezervlerinin eridiğini (DB seçimden sonra toparlanma olduğunu da not ediyor) tespit ettikten sonra şu hususları vurguluyor:  (I) ülkedeki toplam faktör verimliliğinin büyümeye olan etkisinde düşüş, (II) 2010’dan bu yana inşaat ve gayrimenkul sektörü yatırımlarında azalma ve (III) Türkiye’deki gıda fiyatları enflasyonunun küresel eğilimlerden sapması ve dünya ortalaması üzerindeki seyri.

DB’ye göre bu yılsonuna kadar %57 seviyelerinde gerçekleşmesi beklenen enflasyon oranının, önümüzdeki sene itibariyle %27.5 civarlarında gerçekleşmesi öngörülüyor.

Raporun 16.maddesi, Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde lirayı istikrara kavuşturmak, dolarizasyonu azaltmak ve seçilmiş sektörlere doğrudan kredi sağlamak gibi bir dizi uygulamalar ve heterodoks politikaların finans sektöründe yarattığı tahribata değinirken, 17. madde seçim sonrası uygulanan “acı reçetenin” detaylı tarifini yapıyor.

Bu maddede Dünya Bankası, T.C. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek tarafından uygulanan kemer sıkma politikaları neticesinde faiz oranlarının arttırılması, para politikasının sıkılaştırılması, mali açığı azaltmaya yönelik yasal önlemler gibi birtakım uygulamaların son derece yerinde ve yapısal reformlarla birlikte genişletilmesi gereken uygulamalar olduğunu vurguluyor.

Raporun 20.maddeye olan kısmı ise, Türkiye ekonomisinin önümüzdeki senelerde yavaş bir ivmeyle büyümeye devam edeceğini, ancak başta turizm sektörü olmak üzere çeşitli sektörlerdeki büyümenin küresel iklim gündemine bağlı olduğunu not ediyor.

Devamında son yıllarda kaydedilen ilerlemelere rağmen, yoksulluğun ve gelir eşitsizliğinin hale ekonomi için büyük bir sorun olduğunu belirten DB, 38.maddede esasında farklı kurumlardan oluşmasına rağmen, (IBRD, IFC, MIGA) [1] Türkiye’nin kalkınma finansmanı için özel bir yaklaşım benimsediğini ifade etmiştir.

Yukarıda saydığımız DB kurumları arasındaki sinerjiyi ileri bir boyuta taşımayı amaçlayan bu yaklaşımda dört stratejik alana öncelik verilmiş olup, bunlar:  (a) Türkiye’nin ihracatçıları ve yeşil ihracat, (b) Depremden etkilenen özel sektör faaliyetlerinin restorasyonu ve iyileştirilmesi, (c) Dirençli yeşil şehirler dahil olmak üzere belediye altyapısı ve hizmetleri, (d) enerji verimliliği, yenilenebilir modern şebekeler ve e-mobiliteye odaklanan tamamen karbonsuz yeşil dönüşüm şeklinde.

İzmir Detayı

Yukarıdaki dört stratejik alana bakınca, özellikle dirençli şehirler konusunda İzmir ve Dünya Bankası ilişkilerinin son derece iyi olduğunu baştan belirtmek gerekiyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi bürokratları ve Dünya Bankası uzmanları bugüne kadar sağlıklı bir iletişim yakalayarak, özellikle ulaşım ve altyapı projelerinin finansmanı konusunda çoğu kez anlaşmaya vardılar.  

Nitekim raporun 58.maddesi, CPF hedeflerine uygun olarak İzmir sürdürülebilir toplu ulaşımının desteklendiğini ifade ediyor. Bu noktada 56-57 ve 58.maddelerin İzmir için özel bir önem taşıdığını belirtmekte yarar var:

Çünkü raporun ilgili maddeleri, Türkiye’nin Asya, Ortadoğu ve Avrupa ticareti arasında stratejik bir koridor olduğunu belirterek, lojistik sektörünün ekonomik büyümede öncü bir rolü olduğunu, dolayısıyla liman yönetiminin geliştirilmesi ve demiryolu bağlantılarının güçlendirilmesinin hayati olduğunu vurguluyor.

Bu noktada CPF, karbon-nötr ya da yeşil liman yönetimi ve hinterland bağlantılarının güçlendirilmesine özel bir önem veriyor.

İzmir Kalkınma Ajansı’nın (İZKA) bu iki alanda çok değerli çalışmaları olduğunu biliyoruz. Bilhassa, İZKA Genel Sekreteri Dr. Mehmet Yavuz yönetiminde, Alsancak limanının geçmişten günümüze tarihsel gelişimi, mevcut durum analizi ve gelişme potansiyelini dair bir rapor dizisi hazırlayan İZKA ekibi, İzmir’in liman kenti kimliğini koruyabilmesi için son derece değerli bir perspektif ortaya koyuyor.

İZKA’nın Alsancak Limanı-Kemalpaşa Lojistik Merkezi demiryolu bağlantısını önemsediğini de ayrıca biliyoruz…

Buna paralel olarak, geçtiğimiz Şubat ayında Kemalpaşa Lojistik Merkezi’ni (KLM) ziyaret eden T.C. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, KLM altyapı çalışmalarının tamamlanmak üzere olduğunu ve liman bağlantısının en kısa sürede tamamlanacağını ifade etti.

Projenin aynı zamanda Ankara-İzmir hızlı tren bağlantısını da kapsadığını ve hat tamamlandığında iki kent arasındaki ticari hareketliliğin olağanüstü aratacağını belirtmekte yarar var.

Dolayısıyla Alsancak-Kemalpaşa bağlantısı son derece kritik…

Fakat bakanlık ya da büyükşehir, sorumluluğun kimde olduğunu henüz bilmiyoruz…

Bakanlığa bağlı Altyapı Yatırımları Genel Müdürlüğü web sayfasına bakıldığında bağlantı hattıyla ilgili herhangi bir detaylı çalışmaya maalesef rastlanmıyor…

Öte yandan, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2019 yılında hazırladığı İzmir Ulaşım Ana Planı (UPİ), Kemalpaşa Lojistik Merkezi’ne yer vermekle birlikte, bu bölgeyle kent arasındaki ulaşım bağlantısına dair herhangi bir hedef ortaya koymamış. Bunun yerine Halkapınar-Kemalpaşa OSB Hattı (M5a) ve Halkapınar- Kemalpaşa Merkez (M5b) bağlantıları UPİ’de bulunmakta.

Hâlbuki mevcut gelişmeler ışığında, İzmir Büyükşehir Belediyesi (İBB) bakanlığı beklemeden konuya el atabilir ya da konuyu hızlıca gündemine alarak lojistik merkez-liman bağlantısını İBB olarak üstlenebileceğine dair bakanlıktan olur talep edebilir.

Üstelik Dünya Bankası bu hususta gerekli desteği vermeye hazır olduğunu bizzat belirtmişken…

Dolayısıyla CPF detaylıca incelendiğinde, söz konusu işbirliğinin elbet bütün sorunlarımıza çare olmayacağı ancak DB ile hâlihazırda iyi ilişkileri olan İzmir başta olmak üzere, finansman krizi yaşayan diğer kentlerimiz için önemli bir fırsat olacağını düşünüyorum.



Yorum bırakın